11 Ağustos 2010

Sevgili Müslüman Kardeşlerim Özellikle Busene Kavurucubir Sıcak var Bunun Yanında 11 ayın Sultanı Ramazanda Geldi Malumunuz Oruç Tutuyoruz. Allah Herkesin Tuttuğu Oruçları Kabul Eylesin, Özellikle Bu sıcaklarda Oruç Tutmak Gerçektende Zor ve Zor olduğu Kadarda Sabır Gerektiren birşey. Aslında Yemek Konusunda pekbir Zorluk Çekmiyorum Şahsım Adına Yazıyorum ama Susuzluk yokmu Susuzluk : )) Öldürüyor insanı . Sanırım Sizlerde Bu havalarda Su Şikayetiniz vardır. Ama ne olursa Olsun Sonuçta İslamın 5 Şartından Biriside Oruç Tutmak Ve Bunuda İnanıyorumki Allahın İzniylede idrak Edeceğiz. Havalar Nekadar Sıcak Olursa Olsun Yüce Rabbim Herşeyin Dayanma Gücünü Verir, Sabrını verir. Şimdiden Tuttuğunuz Oruçlar Dilerim Allah Katında Kabul Olur. Tekrardan Herkese Hayırlı Ramazanlar.
9 Ağustos 2010

İslam Dünyası’nın heyecanla beklediği ve içinde bin aydan daha hayırlı olduğu müjdelenen Kadir Gecesi’nin bulunduğu Ramazan ayı 11 Ağustos Çarşamba günü başlıyor.
Ramazan ayının ilk teravih namazı 10 Ağustos Salı günü kılınacak ve aynı gece sahura kalkılacak. Ramazanda ilk iftar, Çarşamba günü saat 20:00’de açılırken; Kadir Gecesi, 05 Eylül Pazar Günü’nü 6 Eylül Pazartesi Günü’ne başlayan gece eda edilecek. 8 Eylül Çarşamba günü son oruç tutulacak ve 9 Eylül Perşembe Günü Ramazan Bayramı kutlanacak.
Diğer taraftan Fıtır Sadakası’nın kişi başına en az 7.00 TL, zekat nisabında esas alınacak temel değerin ise 80.18 Gr. Altının o günkü değeri esas alınarak belirlenmesi gerektiği bildirildi. Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri, özellikle Fıtır Sadakası’nın yoksul ve yoksun insanlara bayrama kadar verilmesi gerektiğinin önemine dikkat çektiler. Bizlerde SesliSohbetTir.Com Ailesi Olarak Tüm Müslüman Aleminin Mübarek Ramazanını Kutlar Türk İslam Alemine Hayırlara Vesile Olmasını Cenab-ı ALLAH ‘ tan Niyaz Ederiz çArsi_BjK
18 Haziran 2010

17 Haziran 2010 Perşembe gününü Cumaya bağlayan gece, rahmet, bereket ve mağfiret mevsimi olarak nitelendirilen üç aylara girdiğimizi müjdeleyen Regaip kandilidir.
Üç aylar ismiyle şöhret bulan, kalplerimizin ve gönüllerimizin manevi doyum mevsimi olan Recep, Şaban ve Ramazan ayları, Müslümanlar olarak Hakk’ın rahmet, bereket ve mağfiretine olan iştiyakımızı zirve noktaya taşıyıp huzur iklimine doğru seyahat ettiğimiz müstesna zaman dilimleridir. Dini hayatımıza canlılık katan bu aylar, aramızda insani değerlerin ve ahlaki erdemlerin artmasına, yardımlaşma ve dayanışma bilincinin çoğalmasına, inananların hayır ve iyilikte birbirleriyle yarışmasına vesile olur.
Bu özel aylar ve bu ayların içinde barındırdığı mübarek gün ve geceler, bizlere, hızla geçen zamanın değerini idrak etmenin, durup düşünmenin, hayatın yoğun koşuşturması ve temposu içinde kendimize dönüp, gönül âlemine nazar kılmanın ve içe doğru bir yolculuk yapmanın imkânlarını sunar. Ayrıca Yüce Allah’a gönülden yalvararak, günahlarla kirlenmeye yüz tutmuş gönüllerimizi tövbeyle arındırma, kendimizi bulma ve bilme, nefsin sonu gelmez arzu ve ihtiraslarına dur deme ve onlardan uzaklaşma imkânını bahşeder.
Vahyin nüzulünün 1400. yılını idrak ettiğimiz bu yılda, üç aylar ve bu aylarda bulunan mübarek geceleri fırsat bilerek, Yüce Rabbimizin çağlar üstü evrensel mesajını anlama, O’nun anlam ve hikmetiyle buluşma ve hayatımıza tatbik etme adına her zaman olduğu gibi gayretli olmak durumundayız. Çünkü manevi ve ahlaki değerlerin yozlaştırıldığı, aile değerlerinin ve toplumun ortak bağlarının yok olmaya yüz tutarcasına zayıflatıldığı, dünyanın sanal ve geçici meşgalelerinin ve sonu gelmez heveslerinin bütün hayatımızı ve geleceğimizi ipotek altına aldığı günümüzde, Yüce Mevla’mızın En’am suresinde “Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Enam, 6/155) buyurduğu üzere Rabbimizin rahmet yüklü mesajı Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlamaya, bunun için de onun değerlerini yaşamaya, yaşatmaya ve bu çerçevede Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in örnek hayatını ve ahlakını da rehber edinmeye ihtiyacımız büyüktür.
Regaib kandili vesilesiyle bir kez daha, başta Yüce Yaratan’la olan bağlarımızı ve hayatımızı yeniden gözden geçirmeli, ahlak ve erdemin, doğruluk ve dürüstlüğün, paylaşma ve dayanışmanın, hak ve hukuka riayetin, barış ve kardeşlik içinde bir arada yaşamanın, yetime, öksüze ve kimsesize kol kanat germenin, fakir ve ihtiyaç sahiplerine vermenin, acı ve kederleri paylaşmanın, düşeni kaldırmanın, kutsal değerlere saygının insani erdemler bağlamında ulaşılabilecek en üstün değerler olduğunu hissederek, söz ve davranışlarımıza bu çerçevede yön verme kararlılığı içinde olmalıyız. Zira bu mübarek gün ve geceler değerlendirebildiğimiz, güzel amel ve davranışlarla içini doldurabildiğimiz, yanlışlarımızın farkına varıp istikamete yöneldiğimiz ölçüde bizim için kazançlı ve bereketli zaman dilimlerine dönüşecektir.
Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin ve yurt dışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızla birlikte bütün İslâm âleminin Regaip Kandilini kutluyor, bu gecenin insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör ve şiddetin, savaş ve düşmanlığın yerini barış ve huzurun almasına vesile olmasını, yapacağımız ibadet, dua ve yakarışların kabul olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
7 Haziran 2010

Hatim okuyan birisi, “Ben Kur’an için değil, harcadığım emek ve zaman için ücret alıyorum” diyerek fiyat tayin etse caiz midir?
Kazançların en çirkinlerinden biri, Kur’ân-ı Kerîmin âlet edildiği kazançtır. Allah (c.c.) “Âyetlerimi, az bir değer olan dünya karşılığında yemeyin” buyurur. Allah Resûlü Efendimiz: “Kur’ân-ı okuyun, onu yemeyin” buyurur. Fıkıhçılar bu ve benzeri delillere bakarak, Kur’ân okuma karşılığında ücret almanın haram olduğunu söylemişlerdir. Alana aldığı haramdır, veren de buna sebep olduğu için haram işlemiştir, demişlerdir. Okuyanın bunu bir emek karşılığı ve hediye olarak kabul etmeside mümkün değildir. Çünkü ücreti hak eden emek, faydası belli olan emektir. Okuyanın okuyuşuna sevap yazıldığı ise belli değildir. Ayrıca fıkıhta: “Herkesin yapmakla mükellef olduğu birşeye ücret vermek câiz değildir” kuranı okumakla her müslüman mükelleftir. Bunun hediye kabul edilmesi de mümkün değildir. Çünkü okuyan, hediye vermeyene ikinci defa okumaz.Bu yüzden Imam Birgivî: “Bu herifler leş yeseler de Kur’ân’ı Kerîm okumaya ücret alıp yemeseler daha iyi olurdu” der. Ücret alınmasa Kur’ân zayi olur, diye söyleyenler, cahilce, ya da şeytanca bir aldatmaca yapmaktadırlar. Çünkü Kur’ân ücretle okunmamaktan değil, okumayı öğrenmemekten zayi olur. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerîm okumayı öğretmeye karşılık ücret almakta, zaruretten ötürü mahzûr yoktur denmiş; bu Kur’ân simsarları ise, okumayı da buna katı vermişlerdir.