Kalp krizi riskini saniyeler içinde ölçüyor

25 Ekim 2010
heart attack,health,medicine,science,device,technology Kalp krizi riskini saniyeler içinde ölçüyor

Bursa Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı’na kurulan ‘çok sıralı dedektörlü bilgisayarlı tomografi (BT) cihazı’, saniyelerle ölçülen kısa zamanda vücudun damarsal sistemlerini çok net bir şekilde görüntüleyerek riskli hastaların umudu haline geldi. 
 
Hastaya en az zararla en doğru tanıya ulaşma imkanı sunan son teknoloji ürünü cihazın, kasıktan kateterle yapılan geleneksel anjiografi nedeniyle altı saat yatağa bağlanmak istemeyen kişilerce tercih ediliyor. UÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürsel Savcı, özellikle kalp damarlarında tıkanma riski bulunan hastalarda, hastalığın erken teşhisinde cihazın büyük kolaylıklar sunduğunu bildirdi.

Koldaki toplar damardan kontrast madde verildikten sonra dönen bir tüpün her dönüşünde 128 kesit elde etmesiyle oluşan görüntüleme işleminin yedi saniyede tamamlandığını belirten Prof. Dr. Savcı, alınan görüntülerin incelenmesiyle de en küçük damar hastalıklarını bile saptadıklarını kaydetti.

Ailesinde şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kan kolesterol gibi rahatsızlıklar bulunan, ‘orta derecede’ kalp krizi riski taşıyan kişilerin bu cihazla kalp krizi risklerini öğrenebildiklerini anlatan Savcı, şöyle konuştu: “Departmanımıza bir yıl önce kurulan BT cihazı, ülkemizdeki en gelişmiş 3-5 cihazdan birisi, Bursa’da ise en gelişmişi. ‘Alet işler, el övünür’ diye bir söz vardır. Ancak, bu cihazı bilinçli kullanmak da o cihaza sahip olmak kadar önemli.”

Departmanda deneyimli iki akademisyenin hizmet sunduğunu bildiren Prof. Dr. Gürsel Savcı, “Bilinçli ve titiz bir teknikle son teknoloji ürünü cihazlarla yapılan incelemeler, önceleri mümkün olmayan bazı ayrıntıların ortaya konmasını sağladı. Elde edilen görüntüler bilgisayar sisteminde işlenerek kalp ve damarsal yapılar üç boyutlu olarak inceleniyor. Koroner damarlarda tıkayıcı plaklar saptanabildiği gibi, yırtılarak ani kalp krizine yol açan ve diğer yöntemlerle saptanması zor damar duvarındaki yumuşak planlar da saptanabiliyor.” şeklinde konuştu.

Çok sıralı dedektörlü BT anjiografinin, kasıktaki atar damardan girilerek yapılan geleneksel anjiografiye alternatif olmadığını bildiren Prof. Dr. Savcı, şunları söyledi: “Kasıktaki atar damardan girilerek yapılan geleneksel anjiografinin çözümleme yeteneği de yüksek. Üstelik aynı seansta girişim yapılarak tedavi olanağı da sunabiliyor. Özellikle kalp damar hastalığı riski ‘fazla’ olan hastalarda tercih edilen bir yöntem. İki yöntemin birbirinin tam alternatifi olarak algılanması bu nedenle doğru olmaz. Ancak, tanısal nedenli yapılan geleneksel anjiografi sonrasında hastalar altı saat kum torbası ile yatakta hareketsiz yatarken, ‘çok sıralı dedektörlü BT anjiografi’nin, tanısal nedenli yapılan geleneksel anjiografiye alternatif olduğunu söyleyebiliriz.”

“CİHAZLAR GELİŞTİKÇE HASTAYA VERDİĞİ RADYASYON DOZU DA AZALIYOR”

Kalp damar hastalığı riski ‘orta’ derecedeki hastalarda tarama amaçlı kullanılmasının tüm dünyada kabul gördüğünü anlatan Savcı, “Ülkemizde de benzer uygulamalar giderek yaygınlaşıyor. Alınan başarılı sonuçlar gösteriyor ki, kalp damar hastalıkları BT koroner anjiografi yöntemi ile erken dönemde saptanabiliyor, kalp krizine bağlı erken ölümler azaltılabiliyor.” dedi.

Bilgisayarlı tomografide hastaların yüksek dozlarda radyasyona maruz kaldığı şeklindeki haberlere de değinen Prof. Dr. Savcı, “Çok sıralı dedektörlü bilgisayarlı tomografı (BT) cihazları geliştikçe hastaya verdiği radyasyon dozu da azalıyor. Bu cihaz ile hastanın maruz aldığı radyasyon dozu, geleneksel anjiografide alınan radyasyondan fazla değildir. Öyle ki, hastanın vücut yapısı ve kilosuna göre otomatik doz ayarı yapabilen sistemlerde, görüntüleme süresi de kısa tutulduğunda daha da az radyasyon verildiği söylenebilir. Verilen radyasyon dozu ile elde edilen tanısal bilginin değerini kıyaslamak doğru olmaz. Belli miktarda radyasyona maruz kalsa da, yapılan tanı sayesinde hayatı kurtulan çok hastamız oldu” diye konuştu.

Yorum Yok
read more

Tek başına doktor gibi meyve Kivi

21 Ekim 2010

Tek başına doktor gibi meyve

Faydaları saymakla bitmez denir ya. Gerçekten de öyle. Özellikle kış aylarında mutlaka tüketilmeli. Neden mi?
 Kivi dünyada yoğun olarak tüketilen 26 meyve içerisinde besin maddesi yönünden en zengin meyve. C vitamini deposu olan kivinin düzenli tüketilmesi halinde özellikle kış aylarında görülen solunumla ilgili şikayetlerin azaldığı yönünde bilimsel veriler bulunuyor.

Ordu Üniversitesi (ODÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Atnan Uğur, kivinin insan sağlığı açısından önemine de değindi.

Uğur, bu meyvenin özellikle astım, nefes darlığı ve solunum sorunlarına karşı iyileştirici etkisi bulunduğuna dikkat çekti ve faydalarını birer birer sıraladı:

C VİTAMİNİ DEPOSU

-Kivi meyvesinin 100 gramında ortalama 100-400 mg C vitamini bulunur. Ayrıca magnezyum içeriği bakımından da en zengin, yüksek potasyum miktarı ve düşük sodyum ile yine meyveler içerisinde ön sıralarda yer almaktadır.

SOLUNUM ŞİKAYETLERİNİ AZALTIYOR

-E vitamini, bakır, fosfor, B2 vitamini ve A vitamini bakımından da iyidir. Öncelikle bir C vitamini deposu olan kivinin düzenli tüketilmesi halinde özellikle kış aylarında görülen solunumla ilgili şikayetlerin azaldığı yönünde bilimsel veriler bulunmaktadır.

İTALYA’DA YAPILAN ARAŞTIRMAYLA KANITLANDI

-Örneğin İtalya’da 18 bin çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada, C vitamini içeriği yüksek meyve tüketen bireylerin yüzde 44`ünde solunumla ilgili sorunla karşılaşma riskinin azaldığı belirlenmiştir.

NEFES AÇICI VE ÖKSÜRÜK KESİCİ

-Zaten eskiden beri astım hastalarında, nefes açıcı ve öksürük kesici olarak kullanıldığı bilinmektedir.

İKTİDARSIZLIĞA İYİ GELİR

-Kivi, kanı sulandırır, erkeklerde iktidarsızlığa iyi gelir.

KANSERE KARŞI İYİ

-Kivi kanseri başlatan genlerde mutasyonu önlemede etkili olan anti mutagenik bileşikler (beta karoten, glutathion, lutein ) içermektedir.

-Özellikle lutein amino asitinin prostat, akciğer ve kolon kanserine iyi geldiği bildirilmektedir.

-İskoçya’da Rowett Araştırma Enstitüsü’nde gönüllü bireylerle yapılan bir çalışmada, 3 haftalık periyotta kivi tüketimi sonucunda yapılan tahlillerde, kan plazmasında C vitamini içeriğinin arttığı, lenfositlerde DNA zararının belirgin bir şekilde azaldığı saptanmıştır.

-Sonuçta, kivinin anti kanserojen özelliği ile, vücudu koruma bakımından önemli olduğu bildirilmiştir.

KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR

-Kivinin, yan etki göstermeksizin kanı sulandırarak, kalp krizini de önlediği yapılan bilimsel araştırmalarla saptanmıştır.

KABIZLIK GİDERİCİ, ÇOCUKLARDA KEMİK GELİŞTİRİCİ

-Tüm bunların yanında kolesterol düşürücü, kabızlık giderici, depresyon önleme ve stres azaltıcı, vücut şekerini düzenleyici, trigliserit düşürücü, görme gücünü iyileştirici, bağışıklık sistemini kuvvetlendirici, çocuklarda kemik ve beyin gelişimini arttırıcı, kilo koruma ve form tutmayı sağlama gibi daha birçok özellikleri nedeniyle kivi son derece sağlıklı bir
meyvedir

Yorum Yok
read more

Şeker hastasına bile iyi gelen bal

17 Ekim 2010

Şeker hastasına bile iyi gelen balSiirt’te satışa sunulan ağaç balının birçok hastalığa iyi geldiği belirtildi

Yorum Yok
read more

Felçli hastalara yürüme umudu

14 Ekim 2010

Felçli hastalara yürüme umudu

Amerikalı doktorlar, insan embriyon kök hücrelerini ilk kez felçli bir hasta üzerinde denemeye başladı.
 Amerikalı doktorlar, insan embriyon kök hücrelerini ilk kez felçli bir hasta üzerinde denemeye başladı.

Daily Telegraph’taki habere göre, omurilik felçlisi bir hastaya insan embriyon kök hücresi nakledildi.

Yöntemin güvenliği ve hastanın tekrar his kazanıp hareket edip edemeyeceğinin anlaşılacağı bu klinik deney, Atlanta’daki Shepherd Center’da yapılıyor.

Kök hücreyle tedavi denemesinin birinci safhasına 10 kadar hasta katılacak. Ciddi sakatlıkları bulunan hastalara, sakatlıklarının üzerinden 7 ila 14 gün geçtikten sonra GRNOPC1 hücreleri zerk edilecek.

Tedaviye başlanan hastalar, yöntemin faydasının ve yan etkisinin olup olmadığını anlamak için bir yıl takip edilecek.

İlk grup hastada yan etki ortaya çıkmazsa, GRNOPC1′in dozunu artırarak araştırmayı genişletmek için Gıda ve İlaç İdaresi’ne başvurulacak.

İnsan embriyon kök hücreleriyle çalışma 1999′da başlamıştı

Yorum Yok
read more