6 Aralık 2010

Sağlık Bakanlığı, sigara yasağının kapsamını genişletmeye hazırlanıyor… Açık alan da yasak kapsamına girecek… Nasıl mı?
Sağlık Bakanlığı, ‘Dumansız Hava Sahası’nın kapsamını genişletmeye hazırlanıyor. Özellikle alışveriş merkezlerinde çatısı olmayan, yan yüzeyleri açık, fakat etrafında yüksek duvarlar bulunan balkonlar da yasak kapsamına alınacak.
Bakanlık, Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun’da kapalı alanın tanımını değiştirecek. İlgili kanunda ‘Sabit veya seyyar bir tavanı veya çatısı olan, kapıları, pencereleri ve giriş yolları dışında bütün yan yüzeyleri geçici veya kalıcı olarak tamamen kapatılmış alanlar ile aynı şekilde tavanı veya çatısı olup yan yüzeylerinin yarısından fazlası kapalı bulunan yerler’ olarak belirtilen kapalı alan tanımı daha da genişletilecek. Yapılması planlanan değişikliklikle etrafı 1 metre 35 santimetre duvar, cam ya da korkulukla kapalı olan mekanlar da ‘kapalı alan’ tanımına dahil edilecek ve sigara içilmesi yasaklanacak.
BAŞKASINA ZARAR VERME DÜŞÜNCESİ
Antalya’daki 4′üncü Prevantif Onkoloji Sempozyumu’na katılan Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof.Dr. Murat Tuncer, “Buradaki karar mimari olarak bir yerin açık mı kapalı olduğunun kararı değildir. Burada düşünülen şey ‘nerede sigara içilirse başkasına zarar verebilir, nerede içilirse başkasına zararı olur’ düşüncesidir“ dedi. Normal boyda bin insanın göğüs hizası yüksekliğinde bir tek duvar olmasının bile bir alanı kapalı alan haline getirdiğini belirten Prof.Dr. Murat Tuncer, “Yani aşağı yukarı 135- 150 santimetre yüksekliğindeki bir duvarın kenarı bile kapalı alandır” yorumunu yaptı.
Böyle bir duvarın kenarında içilen sigaranın başka kişiye zarar vereceğinin bilimsel olarak gösterildiğini kaydeden Prof.Dr. Tuncer, Sağlık Bakanlığı’nın konu üzerinde çalışmalarını sürdürdüğünü anlattı. Prof.Dr. Murat Tuncer, sigara içmeyeni mağdur etmeyecek bir kapalı alan tanımlaması yapılacağını belirtti. Sigara yasağının gevşetilmesini tartışmanın bir yararı olmadığını da vurgulayan Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof.Dr. Tuncer, Türkiye’de her gün sigara yüzünden 300 kişinin öldüğünü belirterek, “Tartıştığımız şey bir katliamı sonlandırmaktır” dedi.
İÇMEYENLER DAHA FAZLA
Bazı işyerlerinin sigara yasağına yanlış açıdan yaklaştığını da anlatan Prof.Dr. Murat Tuncer şöyle konuştu:
“Biz ne kadar kanunu ihlal edecek bir çıkış noktası bulursak, o kadar çok kar ederiz yaklaşımı doğru değil. Sigaranın yarattığı zararlar, sonuçta topluma geri dönen zararlardır. Sağlığa verilen zarar hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Kaldı ki yapılan ekonomik analizler, buna uyan işletmelerin hiçbir şekilde zarar ettiğini göstermiyor. Tam tersine kar ediyorlar. Ülkemizde 17 milyon sigara içen kişi varsa 35 milyon insan içmiyor. İçmeyenler daha fazla.”
DENETİM BELEDİYELERLE OLMAZDI
Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, kapalı alanda sigara içilmesini yasaklayan kanunun uygulamasının yerel yönetimlerden alınarak, valilikler ve kaymakamlıklara verilmesini de olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. Kanunun uygulanmaya başlamasının ardından belediyeler tarafından kesilen cezaların yüzde 15- 20′sinin takip edilebilir halde olduğunu belirten Prof. Dr. Tuncer, “Belediyeler halka içiçe, esnaf arkadaşı. Belediyelerde farklı kaygılar var. Böylelikle daha kolay denetim olacak. Daha net olacak. O ilin valisinin görevi olacak. Yapmazsa kanunen suç işlemiş olacak” diye konuştu.
GÖNÜLLÜ SİGARA MÜFETTİŞLERİ
Valilikler ve kaymakamlıkların kanunu uygularken, Avrupa ülkelerinde uygulanan ‘gönüllü sigara polisleri’ modelini örnek alabileceğini belirten Prof. Dr. Tuncer, “Trafikte gönüllü müfettişler var. Sigara yasağıyla ilgili de böyle, gönüllülük esasına dayalı bir sistemin kurulması gündemde. Gönüllü sigara müfettişleri. Fotoğrafını çekersiniz, gönderirsiniz cezası kesilir” diye konuştu
5 Aralık 2010

Bugün bakkallarda dahi satılan en eski ilaç türlerinden bir olan aspirin gerçekten her derde deva mı?
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, bugüne dek yaygın olan, ’40 yaşından sonra kalp hastalığı olsun ya da olmasın herkesin düşük dozda günde bir Aspirin alması’ yönünde görüşün doğru olmadığının, bilimsel olarak ortaya konulduğunu söyledi.
Oğuzhan, Aspirin’in çok eski bir ilaç olduğunu, bugün bakkallarda dahi satıldığını söyledi.
Ağrı kesici olarak bilinen Aspirin’in aslında ‘mucizevi’ bir ilaç olduğunu vurgulayan Oğuzhan, şu bilgileri verdi:
‘Aspirin, ağrı kesici özelliğinin yanında kanın koyuluğunu azaltarak damar içerisinde daha rahat akmasını sağlıyor. Bu sayede hem kalp krizlerini hem de felçleri engelleyebiliyor ama son derece tehlikeli de bir ilaç. Uygun bir şekilde kullanılmazsa mide ve beyin kanamalarına da yol açabiliyor. Bazen bu mide kanamaları ölüme bile neden olabiliyor.’
Oğuzhan, bugüne dek yaygın olan görüşün ’40 yaşından sonra kalp hastalığı olsun ya da olmasın herkesin düşük dozda (100-300 miligram arasında) günde bir Aspirin alması’ yönünde olduğunu belirterek, yapılan son araştırmalarda bunun doğru olmadığının belirlendiğini anlattı.
HERKES ASPRİN KULLANAMAZ
40 yaşından sonra herkesin Aspirin kullanmaması gerektiğini ifade eden Oğuzhan, şöyle devam etti:
‘Çünkü, İngiltere’de 8 yıl süren ve sonuçları bu yıl ‘Lancet’ adlı bir dergide yayınlanan yeni bir çalışmada, herhangi bir hastalığı olmayan 40 yaşın üzerindeki erkeklerde ve kadınlarda Aspirin’in faydalı olmadığı, özellikle kadınlarda net bir şekilde ortaya konulmuş. Prof. Dr. Gerry Fowkes tarafından 3 bin 350 kişi arasından yapılan bu çalışmada, bir gruba günde 100 miligram bağırsakta çözünen Aspirin diğer gruba da plasebo (etkiz ilaç) verilmiş. Yapılan karşılaştırmalı değerlendirmede de Aspirin’in, herhangi bir hastalığı olmayan 40 yaşın üzerindeki kişilerde faydalı olmadığı ortaya çıkmış. Dolayısıyla hiçbir şikayeti bulunmayan, kalp-damar hastalığı olmayan bir kişi kendi başına Aspirin kullanmasın. Çünkü, zararlı olabilir. Ancak, bazı kişiler hiçbir hastalıkları olmamasına rağmen kalp-damar hastalığı bakımından yüksek riskli olabilirler. Tabi buna ancak doktor karar verebilir. Daha önceden bilinen kalp-damar hastalığı da varsa bu kişilerin ölene kadar mutlaka Aspirin kullanması gerekiyor. Bu konuda bir şüphemiz yok.
4 Aralık 2010

Özellikle tatlı ürünlerde kullanılan ve çok uzun geçmişi olan mucizevi baharata birde bu yönüyle bakın.
Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada tarçının, Tip-2 diyabet hastalarında kan şekerinin düşürülmesi, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, iştah kaybı, sindirim yetersizliği, spazmlar, gaz ve şişkinlik hissini gidermede yararlı olan tarçının bakteri ve mikomantarlar üzerinde de etkili olduğunu vurguluyor.
Özellikle tatlı ürünlerde kullanılan tarçının dört bin yıl önceki eski Çin yazıtlarında da baharat olarak kullanılışına rastlandığını belirten Prof. Yeşilada, şu bilgileri veriyor:
“Piyasada iki tip tarçın kabuğu bulunuyor, Çin ve Seylan tarçını. İkisini de görüntüsünden ayırt etmek mümkündür. Çin tarçını (Cinnamomum cassia), kalın kabuk görüntüsüne sahip iken Seylan tarçını kurutulmadan önce dıştaki mantar tabakası ve altındaki tabaka (parenkima) soyulduğu için sert kıvrılmış ve içiçe geçmiş ince çubuklar halindedir. Her ikisine de aromasını veren, uçucu yağında bulunan ‘sinnamil aldehit’tir. Ancak baharat olarak makbul olan Seylan tarçınıdır (Cinnamomum zeylanici) ve bu tarçının uçucu yağında bulunan az miktardaki öjenol nedeniyle kokusu daha güzeldir. Çin tarçını, seylan tarçınından biraz farklı bir uçucu yağ bileşimine sahip olduğundan, daha güzel aromaya sahip olan Seylan tarçını gıda ürünlerinde tercih edilmektedir. Ancak kan şekeri üzerinde bir etki beklendiğinde Çin tarçını tercih edilmelidir. Diğer taraftan, Seylan tarçını uçucu bileşenlerinin mikroorganizmalar üzerinde etkisi nedeniyle soğuk algınlığında çay olarak içilmesi ya da yoğun derişimli çayının (yüzde 5-10) gargara olarak uygulanması yararlı olabilir
2 Aralık 2010

İngiltere’de yapılan bir araştırma, eski nesil anti-depresanların, kalp hastalığı olasılığını artırabileceğini ortaya koydu.
İngiliz bilimadamları, İskoçya’da yaklaşık 15 bin kişinin katılımıyla yapılan araştırmada, eski nesil ilaçlar arasında yer alan, Norpramin gibi trisiklik anti-depresanların, kardiyovaskiler rahatsızlığa yakalanma olasılığının yüzde 35 oranında artmasıyla bağlantısı bulunduğunu bildirdi.
University College London’dan Mark Hamer ve ekibinin, araştırma çerçevesinde İskoçya’da genel nüfus üzerinde yapılan sağlık verilerini kullandığı, 35 yaş üzerindeki yetişkinlerle ilgili 1995’den 2003 yılına kadar alınan verileri değerlendirdiği ve bu kişileri 2007 yılına kadar izlediği belirtildi.
Araştırmaya, kalp hastalığı bulunduğuna dair klinik geçmişi olanların dahil edilmediği kaydedildi. Sonuçları European Heart Journal’da yayımlanan araştırmada, 8 yıllık süreçte yüzde 26,2’si ölümcül, 1,434 kalp hastalığıyla bağlantılı vaka görüldüğü ve trisiklik anti-depresanların, kardiyovasküler rahatsızlığa yakalanma olasılığının yüzde 35 oranında artmasıyla bağlantısı olduğu tespit edildi.
Yeni nesil seçici serotonin geri alım inhibitörlerinin ise bu olasılıkla bağlantısı olduğu gözlenmedi.
Hamer, Prozac ve Paxil gibi eski nesil anti-depresanların, artık depresyon tedavisinde büyük ölçüde kullanılmadığını ancak bu ilaçların, uykusuzluk, sırt ve baş ağrısı gibi şikayetlerin tedavisi için hastalara verildiğine dikkati çekerek, “Bulgularımız, doktorları anti-depresanları reçete ederken tedbirli olmaları konusunda uyarıyor” dedi.