9 Ekim 2011

Bebeklerde konuşma bebekten bebeğe farklılık gösterebilir. Bu yüzden telaşa kapılmamalısınız ama genel olarak bebekler 7 ile 10. aylarda 2 heceli, kısa ve tekrar eden kelimeleri söylemeye başlamalıdır örnek olarak: “mama, dede, baba, cici, anne…” kelimeleri verilebilir. Ayrıca anne ve babalar ilk önce anne mi baba mı polemiğine girmemelidir. Çünkü bebekler a, b, m, d, y harflerini daha kolay söylemektedir. Bu nedenle ‘baba’ demek ‘anne’ demekten daha kolaydır. Bebeklerin en zor söylediği harfler k,t, r dir. Özellikle r sesini bebek dört yaşına kadar düzgün çıkaramamaktadır.Tekrarlamasını istediğiniz sesleri taklit edebilirsiniz.
Bebeğiniz 10. Ayından sonra yetişkinlerin kelimelerine benzer kelimeler kullanabilir. “Bu ne? Hani? Nerede?”gibi sorular bile sormaya başlar. 12.ayını doldurmuş bebek, bu nedir? Bu kimdir? Sorusuna düzgün ve anlaşılır cevaplar verebilir.
Bebeğiniz 15. Ayından sonra karşılıklı sohbetler yapmaya başlamıştır. Taklit yeteneği daha çok gelişmiştir. Etrafındaki tüm sesleri taklit edebilir.
17.-18. Ayından bebek artık şarkı bile söylemeye başlamıştır.Hareketlerine seler eklemeye başlamıştır.
18-24 aylık bebekler 25 30 kelime söyleyebilir. Kendi ebeveynleri onların sohbetlerinin en az yüzde seksenini anlar. Kendini ailesine çok iyi tanıtmıştır.
24-36 aylık; yani 2-3 yaşındaki çocuk kelime hazinesini geliştirmiştir. 50 ile 100 kelime arasında kelimeleri kullanır. 36. ayını bitirmiş bir çocuk en azından üç yüz ile dört yüz kelime kullanır. Konuşmaları dışarıdan insanlar tarafından anlaşılır. Düzgün cümleler kurabilir.
Bu aşamaya kadar ki gelişimlerini doğal olarak tamamladıysa çocuğunuzun bundan sonraki gelişimleri de normal devam edecektir. Belirtiğimiz gibi her çocuğun gelişim düzeyi aynı olacak diye bir beklenti içine olunmamalıdır. Bazen kardeş olan çocuklar bile gelişim farklılıkları sergileyebilir. 9-10 aylıkken kelimeleri düzgün çıkarabilen çocuğun kardeşi ilk düzgün kelimesini 18 aylıkken söyleyebilir.
Çocuğunuzun konuşmada normal gelişimini izlemesini, yeterli olmasını istiyorsanız onunla konuşmayı sohbet etmeyi aksatmamalısınız.
Bebeğin Konuşmasını Hızlandıracak Neler Yapabilirim?
Çocuğunuzun konuşma aşamalarını daha hızlı atlatabilmesi için sizin de uygulayabileceğiniz bir çok teknikler vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
• Çocuğunuza sık sık adı ile seslenin.
• Onunla konuşurken mutlaka yüz yüze olun. Altını değiştirirken, onu beslerken bile mutlaka yüzüne bakarak konuşun. Unutmayın iletişim önce beden dili ile başlar.
• Ona sık sık şarkı söyleyin.
• Çocuğun anlaması kolay cümleler kullanarak, yüksek tonda ve anlaşılır bir şekilde konuşmanız, duygusal ifadelere yer vermeniz ve aynı şeyi birkaç kere tekrarlamanız işe yarayabilir. Örneğin “Parka gitmemiz seni mutlu etti, değil mi?” ya da “Düşünce çok canın yandı.” şeklinde ifadeler onun ilerde onun duygularını daha rahat ifade etmesine yarayabilir.
• Onunla konuşurken abartılı mimikler ve kocaman açılmış gözler dikkatini size vermesine yardımcı olur.
• Çocuğunuz bazı kelimeleri yanlış kullandığında onu düzeltmek yerine aynı kelimeyi doğru şekilde telaffuz ederek onun kelimenin doğru şeklini öğrenmesini sağlayabilirsiniz. Onların kelimeleri yanlış kullanmaları son derece doğaldır.
Çocuğunuza şarkı söyleyerek de konuşmasının hızlanmasına yardımcı olabilirsiniz.
• Cevabı “Evet” ya da “Hayır” olan sorular yerine açık olanları tercih edin. Mesela “Legolarla mı oynamak istersin yoksa yapbozla mı?” gibi.
• Çocuğunuzun “Ne” ve “Neden” ile başlayan sorularını mutlaka cevaplandırın. Cevaplarınız onun neden-sonuç ilişkisini anlamasına yardım edecektir. Eğer sorduğu sorunun cevabını bilmiyorsanız, bilmediğinizi de açıkça söyleyebilirsiniz.
• Günlük aktivitelerinizde (onu beslerken, onunla oynarken, altını değiştirirken vb.) onunla konuşmayı sürdürün.
• Sürekli tekrarlayarak aynı sesi çıkaran oyuncaklar bebeğinizin daha hızlı konuşmasına katkı sağlayacaktır.
• Günlük programlarınızle ilgili onu bilgilendirin. Mesela, “Şu an eve gidiyoruz.”, “Şimdi kahvaltı zamanı!” gibi.
• Eğer çocuğunuzun büyüdüğünde sizinle konuşmasını istiyorsanız onunla şimdiden konuşmalısınız. Aile içi iletişimi sağlamak için tek kural vardır: konuşmak
4 Şubat 2011

İnternetteki aramaların dörtte birine karşılık gelen günlük 68 milyon arama, porno içerik için yapılıyor. Erkeklerin yüzde 20′si ve kadınların yüzde 13′ü iş yerinde porno film izlediklerini belirtti. Her üç porno izleyicisinden biri kadın.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) ”güvenliweb.org.tr” internet sitesindeki çalışmada, dijital ortamda pornografinin durumuna ilişkin araştırma sonuçlarına yer verildi.
Buna göre, iş bloğu ”Online MBA”’nin istatistikleri, web sitelerinin yüzde 12′sinin pornografik içerikli olduğunu ortaya koydu. İnternette her gün yapılan aramaların dörtte biri, 68 milyon porno içerik bulmak için gerçekleştirildi.
Bu istatistiklere göre, erkeklerin yüzde 20′si ve kadınların yüzde 13′ü iş yerinde porno film izlediklerini belirtti. Her üç porno izleyicisinden birinin kadın olduğu tahmin ediliyor. Online porno için her saniye yaklaşık 3 bin dolar harcama yapıldı. Dijital porno endüstrisi ABD’de yılda 2.8 milyar dolar, dünyada 4.9 milyar dolar kazanç elde ediyor.
İnternet pornografisi istatistiklerine göre internet pornosu için her saniye 3 bin dolardan fazla para harcanıyor. İnternet üzerinden yapılan tüm aramaların yüzde 25′i ”sex” kelimesinden oluşuyor. Dijital ortamda 370 milyon pornografik web sayfası bulunduğu tahmin ediliyor.
”Optenet” tarafından 4 milyon web sayfası üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, pornografik içerikler internetin yüzde 37′sini oluşturuyor. 2010 yılı ilk çeyreğinde bu tür sakıncalı web sayfalarının oranı yüzde 17′lik bir artış gösterirken, internetteki 24 yaş altı erkek kullanıcıların yüzde 70′i müstehcen web sayfalarına giriyor.
25 Kasım 2010

Yaş arttıkça, şişmanlık fazlalaştıkça, doğum sayısı yükseldikçe, normal doğum sayısı arttıkça idrar kaçırma olasılığı artar.
Yaş arttıkça, şişmanlık fazlalaştıkça, doğum sayısı yükseldikçe, normal doğum sayısı arttıkça idrar kaçırma olasılığı artar. Menapoz, sigara içme, kronik öksürük ve kronik kabızlık, şeker hastalığı diğer risk faktörleridir” diye konuşan Aradolu Sağlık Merkezi Ürüloji Uzmanı Prof.Dr.Yalçın İlker, şöyle devam etti:
Stres tipi idrar kaçırma: Bu tipte karın içi basıncı arttıran öksürme aksırma, aniden ayağa kalkma, yerden ağır paket kaldırma, ani hareket, ıkınma gibi durumlarda idrar tutmamızı sağlayan adelelerin iyi ve kuvvetli çalışmaması nedeni ile olan idrar kaçırmadır. Özellikle genç ve orta yaşta olan kadınlarda görülür. En sık görülen idrar kaçırma tipidir. Tüm idrar kaçırmaların yüzde 49 kadarı bu tipe girer.
Sıkışma tipi idrar kaçırma: Bu tipte kadın idrarının geldiğini ve sıkıştığını hisseder ancak tuvalete gidene kadar tutamaz. Nedeni idrar kesesi adelesinin aniden ve kontrolsüz olarak kasılmasıdır. Tüm idrar kaçırmalarının %22’si bu tipe girer ve özellikle yaşlı kadınlarda görülür.
Karışık idrar kaçırma: Stres tipi idrar kaçırma ile sıkışma tipi idrar kaçırmanın birlikte görülmesidir. Tüm idrar kaçırmalarının yüzde 29’u bu tipe girer ve orta – illeri yaş kadınlarda görülür.
Az sayıda da olsa kadınlarda idrar kaçırma, beyin veya omurilik tümörü, multiple skleroz (MS), bel fıtığı, şeker hastalığına bağlı sinir hasarı, idrar kesesi ve vajina arası delikler, parkinson hastalığı, beyin travması gibi ciddi hastalıkların ilk belirtisi olabilir. Bu nedenle idrar kaçıran kadınların bunu ciddiye alması ve üroloji doktoru ile görüşmesi gerekir.
Teşhisi nasıl yapılıyor?
İşe iyi ve detaylı bir öykü alınarak başlanır. İdrar kaçırmanın şeklinden başlayıp doğum sayısına, olunan ameliyatlara, geçirilen hastalıklara, kullanılan ilaçlara kadar tüm detaylar sorgulanır. Takiben batın ve kadın yolları fizik incelemesi yapılır ve gerekirse nörolojik muayene eklenir. Laboratuvar incelemesi olarak idrar tahlili, idrar kültürü, böbrek fonksiyon testleri yapılır. Görüntüleme yöntemi olarak ultrason kullanılır. Son olarak idrar kesesinin çalışmasını bize gösteren ürodinami tetkiki yapılır. Bu standart incelemeler ile idrar kaçırmanın tipi ve nedeni konusunda bilgi sahibi olunup, doğru tedavi yöntemi seçilir. Altta yatan nörolojik hastalık veya şeker hastalığı gibi saptama olduğunda gerekli bölümler ile konsültasyon yapılır.
Tedavi yöntemleri nelerdir?
En sık görülen stres tipi idrar kaçırmada eğer hastalık başlangıç döneminde ve günlük kaçırma miktarı çok minimal ise idrar tutmamızı sağlayan adalelerin kuvvetlendirilmesine yönelik egzersiz yöntemleri kullanılır. Bunun dışında esas bu tipin tedavisi cerrahidir. Cerrahi yöntem olarak günümüzde idrar yolunun alttan desteklenerek içindeki basıncı arttırmaya yönelik orta üretra askı yöntemleri kullanılır. Bu ameliyatın kısa sürede gerçekleştirilebilen, hastanede yatma süresi çok kısa olan ve komplikasyon oranı düşük başarılı ameliyatlar olması günümüzde yapılan en sık ameliyatlardan biri olmasını sağlamıştır
23 Kasım 2010
Birçok hastalığa karşı koruyarak bir kalkan görevi üstlenen anne sütü, bebeklerde bakın nasıl bir tehlikeye yol açabiliyor
Bebeği birçok hastalığa karşı koruyarak bir kalkan görevi üstlenen anne sütü, yüksek oranda şeker içerdiğinden, ağız temizliği yapılmadığında bebeğin dişlerinde çürük gelişmesine yol açabiliyor.
Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Seval Ölmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bebeklerde ağız ve diş sağlığının korunmasının, çocukluk ve erişkinlikte diş sağlığı açısından çok önemli olduğunu söyledi.
Bebeğin ağız ve diş sağlığının korunması için annenin, gebelik ve sonrasında ağız hijyenin sağlanmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Ölmez, ”Annenin ağzında çürük miktarının fazla olması halinde mevcut mikoorganizmalar, bulaş yoluyla doğrudan bebeğe geçiyor” dedi.
Ölmez, bebeklerde şekerli gıda tüketimi az olsa bile annenin ağzındaki çürüğe bağlı mikroorganizmalar nedeniyle, bebeğin ileride dişlerinde çürük görülme olasılığının fazla olduğuna dikkati çekti.
Annenin, bebeğin emziğini, biberonun başlığını ya da kaşığını kendi ağzına aldıktan sonra bebeğe vermesi sonucunda ağız içindeki mikroorganizmaların bebeğe bulaştığını anlatan Ölmez, bu nedenle gebelik öncesinde anne adayının diş hekimine başvurarak, diş bakımını ve gereklilik halinde tedavisini yaptırması gerektiğini söyledi.
‘HER BESLENME SONRASINDA…”
Bebeklerin 6 aylıkken ilk olarak ön iki dişinin, bir yaşına kadar 4 dişinin çıktığını ifade eden Ölmez, tüm süt dişlerinin 2.5-3 yaşlarında tamamlandığını belirtti.
Ölmez, ilk dişlerin çıkmasının ardından bebeğin bir diş hekime götürülerek ağız ve diş muayenesinin yaptırılması gerektiği tavsiyesinde bulunarak, diş hekiminin bu kontrolde anne adayına hem bebeğin diş bakımının nasıl yapılması gerektiği konusunda bilgi vereceğini hem de diş çıkarma dönemleri ve bu dönemlerde bebekte görülebilecek sağlık sorunları hakkında açıklama yaptığını anlattı.
İlk dişlerin çıkmasıyla birlikte, her beslenme sonrasında, temiz bir tülbentle dişlere çok bastırmadan üstünden hafifçe silinmesi, çocuğun büyümesiyle belli bir dönem sonra da diş sayısının artmasıyla birlikte macun kullanılarak fırçalanması gerektiğini dile getiren Ölmez, şunları söyledi:
”Türkiye gibi yüksek çürük riski bulunan toplumlara, dişlerin diş macunu ile fırçalanmasına çok erken dönemde başlanması öneriliyor. Altı aydan itibaren ilk dişlerin çıkmasıyla birlikte diş fırçalamaya başlanmalı. İlk iki diş ya da dört diş çıktığında, bebek macunu kullanarak, macun belli belirsiz sürüntü şeklinde uygulanmalı. Arka azıların çıkmasıyla da mercimek büyüklüğünde macun kullanılarak fırçalama yapılmalı.”
”GIDAYA ŞEKER EKLENMEMELİ”
Ölmez, genetik özelliklerin ya da anne başta olmak üzere bir başka kişiden bulaş yolu dışında bebeklik döneminde dişlerde çürük gelişmesinin en önemli nedenin beslenme şekli olduğunu vurguladı.
Biberonla beslenen çocuklarda çürük riskinin arttığına dikkati çeken Ölmez, bu nedenle gıdaya şeker eklenmemesi gerektiğini belirtti.
Özellikle ”gece beslenmelerinin sayısının fazla olmasının da çürük riskini artırdığına” işaret eden Ölmez, emziğin bal, pekmez ya da reçete batırılarak bebeğe verilmesinin de çürük gelişmesi açısından önemli bir etken olduğunu belirtti. Ölmez, özellikle Anadolu kültüründe hakim olan lokumun tülbente sarılarak bebeğe emzirilmesinin çok yanlış olduğunu vurgulayarak, bu tür davranış modellerinin bırakılması gerektiğini ifade etti.
Bebeklere kahvaltı sonrasında ara öğün olarak şekerli gıda verilmesinin uygun olmadığını ifade eden Ölmez, ”Şekerli gıdalar, kahvaltı ile birlikte ya da hemen arkasından tüketilmeli. Ara öğünlerde alınan şekerli gıdalar, diş çürüğü riskini artırıyor” dedi